Bilgi Ağlarının Etkileyici Gücü ve Geleceğimiz

20’nci yüzyılın sanayi toplumunda, dünyada kıt olarak bulunan şeyler çok kıymetliydi; altın, elmas, son model bir Porsche gibi. 21’inci yüzyıla damgasını vuracak temel güç yaklaşımı ise bolluk ve erişilebilirlik olacaktır.

Wired dergisinin editörlüğü yapan, “Out of Control(Kontrol Dışı)” adlı kitabın yazarı Kevin Kelly’nin ifadesiyle; “20’nci yüzyıl atomu konuşarak ve yorumlayarak geçti. 21’inci yüzyıl ise ihtiyaçlara göre rahatlıkla kendisini yenileyebilen dinamik ağlarla(Dynamical Nets) şekillenecektir.”

Bolluk ve erişilebilirlikteki sınırsızlığı bünyesinde barındıran temel kavram, ağlar ve ağların oluşturduğu “Network”lerdir.

Son yıllarda ön plana çıkan nanoteknolojiler, yaşayan organizmaların tasarımında yeni fırsatlar yaratan bioteknolojiler ve yapay zeka kavramını hayatımıza monte eden yeni nesil yazılımların hızlandırıcı katkısıyla, bilginin uzayı olarak nitelendirilebilecek Network’ler, postenformasyon çağının en önemli teması haline gelmiştir. Günümüzde bilgi ağlarına sahip olmak ya da ağın yönetiminde etkili olabilmek, yaşanmakta olan baş döndürücü değişimin yönetiminde güce sahip olmakla eş değerdir.

Bilgi çağı, geçmişin klasik ekonomi teorileri ile beraber, pazar davranışlarını öngörmekte kullanılan yaklaşımlarını da derinden sarsmıştır. Bilginin varlığını göz ardı eden, ciddi bir parametre olarak dikkate almayan uygulamaların ürünü olan girişimlerin başarıyla sonuçlanması teknik olarak mümkün gözükmemektedir.

Günümüzde değişim o kadar hızlıdır ki, bundan on sene sonraki pazarı ve pazara hükmedecek ürünleri şimdiden tahmin etmeye çalışmak, üretim sistemlerimizi bu doğrultuda ayarlamak için çaba sarf etmek, kaynak harcamak, stratejide ve pratikte fayda sağlamayacaktır. Gelecekteki 10-15 yıla yönelik çok ince hesaplar yapan ve bunları uzun vadeli stratejik planlara aktaranlar, fazla değil, 3-5 yıl içinde ciddi bir şekilde bozguna uğrayabileceklerdir. Oysa ki “atom”un hakim olduğu 20’nci yüzyılda, 10-15 sene sonrayı önceden görebilen ve kendini hazırlayabilenler, geçmişte ciddi avantajlar elde edebilmişlerdi!..

Geçmişten günümüze değişen nedir?

Kısaca, bilginin kontrol dışı büyümesi ve yeni bilgilerin eskileri süratle geçersiz kılması diyebiliriz…

Devrimsel nitelikli bu çarpıcı dönüşümü, her yıl trilyonlarca doların harcandığı savaş sanayiinden örnekler vererek açıklayalım:

19’uncu yüzyılın savaşlarında en etkili birlikler süvarilerdi. Süvarileri piyadelere göre üstün yapan özellikler arasında; sürat, çeviklik, savaşçılara atın üstünde olmanın sağladığı ilave koruyuculuk, yüksekte olmanın görmede ve haberleşmede sağladığı rahatlık, at ile savaşçının birlikte oluşturdukları sinerji, büyük gruplarla çok çabuk manevra yapabilme yetenekleri sayılabilir. Atların ve savaşçıların muharebe şartlarına karşı eğitimli oluşu, kullanılan işaretle ve sesle haberleşmenin etkililiği, savaşçıların cesaretleri ve davaya inanmışlıkları başarıyı getiren diğer sebepler arasındaydı.

20’nci yüzyılın savaşlarında ise muharebe alanlarına hükmeden güçler, zırhlı birlikler ve hava kuvvetleri olmuşlardır. Zırhlı birlikler; hafif silah atışlarından etkilenmemeleri, süratleri, arazi şartlarındaki yüksek manevra ve atış kabiliyetleri, özellikle karşılarındaki piyade unsurlarının direnememeleri, hatta ilerlerken yarattıkları ürkütücü gürültüleriyle herkesi bu güçlere sahip olma konusunda güdülemiştir. Hava Kuvvetleri ise II’nci Dünya Savaşı ile beraber savaş alanlarının parlayan yıldızı olmuşlardır. Bugün dünyada savaş sanayiine harcanan paranın çok önemli bir kısmı hava kuvvetleri donanımları oluşturmakta kullanılmaktadır. Örneğin, ABD’de 20’nci yüzyılın başlarında otomobil üreten irili ufaklı 500’den fazla fabrika var iken bugün bu sayı iki elin parmaklarından daha azdır. Oysa ki ABD’de, otomobil ile kıyaslandığında çok daha karmaşık mekanik ve elektronik donanımlara sahip savaş uçağı ve helikopterleri üreten firma sayısı 100’e yakındır.

Bilgi çağının hükmettiği 21’inci yüzyılda savaş alanlarının karşı karşıya olduğu gerçeği tanımlamadan önce tekrar 19’uncu yüzyılın en etkili savaşan gücü olan savaşçı ve atına dönmek, bazı gerçekleri yeniden hatırlamak faydalı olacaktır. O zamanlarda güçlü bir süvari birliği kurmak isteseydiniz, çok iyi at yetiştiren birilerinden atları, bu işin savaş sanatını iyi bilen birilerinden de nasıl savaşılacağının hizmetini satın alır, yoğun bir eğitim programı ile mükemmel süvari birlikleri kurabilirdiniz. Hatta zamanla iyi atların nasıl yetiştirildiğini de öğrenir, çok kısa bir süre içinde kendi atlarınızı yetiştirebilirdiniz. 20’nci yüzyılda ise parayı bastırır, klasik tanklardan satın alır, birliklerinizi eğiterek savaşa hazır tutardınız. Benzer bir şekilde uçakları da satın alır, pilotları yetiştirir, her an göreve hazır hava kuvvetleri bulundurabilirdiniz. 20’nci yüzyılın teknolojileriyle üretilen tanklar ve uçaklar, daha ziyade kullanıcılarının ehilliği ve yeteneği ile anlam kazanan silahlardı. Akıllı sistem ve bilgi ağlarıyla desteklenmediklerinden bu silahlara dışarıdan müdahale mümkün değildi.

Nasıl bir 21’inci yüzyıl bizi bekliyor?

Aslında bu sorunun arkasındaki gizemli cevap, F-16 Savaşan Şahinler ile çok yakında yerini alması beklenen F-22 Raptor’ların arasındaki ilişkide saklı bulunmaktadır. 1990’lı yıllara hükmeden zamanın son teknoloji avcı uçağı F-16’nın maliyetinin %80’i donanım, %20’si yazılımdan oluşmaktadır. F-22 Raptor’un ise maliyetinin %80’i yazılım, %20’si donanımdır. Yani yaklaşık 80 milyon dolarlık bir uçağa harcanan 60 milyon doların karşılığını ellerinizle tutamıyorsunuz. Maliyetteki %80’lik yazılım katkısıyla gerçekleştirilen yapay zeka uygulamaları; güvenli seyirden otomatik hedef tespitine, kendi kendine karar verebilen akıllı mühimmatlardan dünyanın neresinde olursa olsun onlarca uyduyla desteklen yer bulma(GPS) ve dijital fotoğraflama sistemlerine, kendi inisiyatifi ile dost unsurlarla her türlü bilgi alışverişinde bulunabilen kapsamlı akıllı sistemlere, uçaklara birtakım ilave değerler yaratan araçları içermektedir.

Ağ ve erişilebilirlik kavramlarını bünyesinde barındıran uydu destekli yer bulma sistemleri, günümüz itibariyle; uçaklardan kol saatlerine, kıtalar arası füze sistemlerinden otomobillere, tanklardan cep telefonlarına her yere girmiş, kullandığımız birçok aracın aksesuarı olmaktan çıkarak donanımın standart bir parçası haline gelmiştir.

Sadece GPS(Global Positioning System) açısından bile küçük bir sorgulama yapmak, bilgi çağının yeni yüzünü bütün çıplaklığı ile yüzümüze vuracaktır. Artık kullanmakta olduğumuz aletler tek başına neredeyse hiçbir şey ifade etmemektedir. Geçmişte bir F-4 Fantom savaş uçağını, pilot kişisel yetenekleriyle uçurabilir, hedefe yöneltebilir, kısıtlı da olsa muharebe edebilirdi(Yapay zeka ürünü bir akıllı füze tarafından uçarken imha edilmeyeceği varsayımıyla). Fakat bir F-22 Raptor’un, onu bir canavar haline getiren, ona küresel bilgileri taşıyan akıllı dış destek sistemleri olmadan uçabilmesi bile düşünülemez. GPS sistemlerinin omurgasını oluşturan dünya etrafındaki uyduları ve bu konudaki teknolojileri yönetenler, kullandığınız GPS destekli cihazlara giriş kodlarını kapadıkları takdirde, bu sistemlerle çalışan tanklarınız yürüyemez, uçaklarınız uçamaz, akıllı silahlarınız atış yapamaz. Hatta bu silahları satın aldıklarınızla çıkarlarınız çatıştığında, belki de elinizdeki her bir silah size doğrulabilir, uçaklarınız kalkarken düşebilir, fırlattığınız füzeler, düşmanınızın değil sizin kritik merkezlerinize yönelebilir.

Bilgi çağı, bilgiyi yönetenler arasında yer almayanlar için tam anlamıyla bağımlı ve esaret içinde bir yaşam tanımlamaktadır.

Bilgiyi üretenler arasında yer alan, ürettiği bilginin kaynaklarını küresel hale getirebilen, ilgi alanına giren her konuda aniden gelişebilecek durumlara tepki verebilecek hazırlıkta bulunabilen, sabit bir B ya da C planına sahip olmaktan öte her zaman bir X planını yaratabilen, yaşanmakta olan değişimi seyretmeyen, bizzat sahada yaşayanlar gelecekte ayakta kalabileceklerdir.

Bilginin ve küresel bilgi ağlarının büyük bir güç olacağı 21’inci yüzyılda ekonomik alanlarda yaşanacak savaşlar, muharebe alanlarındakinden çok daha şiddetli olacaktır. Varolabilmenin sırrı, pazar ve müşterinin her an yanı başında olabilmekten geçecektir. Fakat “Yanı başında olmak” deyimi, 20’nci yüzyılda taşıdığı anlamın ötesinde bir zenginlik kazanmıştır. Sadece fiziksel olarak müşterinin yanında olmak, artık hiçbir şey ifade etmemektedir. Düşünürken, hayal kurarken, birtakım beklentiler kurgulanırken müşterilerinizin öncelikle aklına gelmek, çalışırken, yolda giderken ihtiyaç duyulduğu her anda onların yanlarında olabilmektir. Müşterilerle fiziksel temasın ötesinde bir etkileşim içinde olabilmek, idealde arzu edilen bir ilişki biçimi olarak karşımıza çıkacaktır.

Cep telefonlarına gelen gereksiz reklam SMS’leri herkesi rahatsız eder ama tatil satın alan birisinin Antalya Havaalanına inip telefonunu açtığında veya Antalya’da tatilini yapacağı Tekirova sınırları içine girdiğinde; “Selen Hanım, Antalya’ya(Tekirova’ya) hoş geldiniz, güzel bir tatil geçirmeniz dileğimizle” mesajı ile karşılaştığında sanırım yüzünde hoş bir tebessüm olacaktır. Bilgiye erişimdeki sınırları kaldıran her yaratıcı uygulama pazarda farkın yaratılmasında artı katkı sağlayacaktır.

Yakın gelecekte şirket ve kurumların bölgesel veya dünya bazında “Genel Merkez” diye bir organı da olmayacaktır.”Genel Merkez” benzeri, büyüklük ve prestij sembolü fiziki koordinasyon birimleri geçmişte olduğu gibi işleri kolaylaştırmayacak, aksine postenformasyon çağında bilgi erişimi ve paylaşımındaki sürati kısıtlayıcı bir etki yaratacaktır. Gerçek güç ağlarda olacaktır. Ağlardaki dolaşan ve depolanan bilginin büyüklüğü, ağları kullananların sayısı, erişimdeki sınırsızlık, ihtiyaç duyulan bilgiye süratle ulaşabilme, alınması düşünülen hizmet ve ürünlere yönelik sağlanan akıllı karar destek sistemleri, gelişmiş kişiselleştirme uygulamaları, ağ içindeki bilinirlik ve kişiye özellik, ağın güvenliği, gelecekteki rekabette kimlerin ipi göğüsleyeceğini tanımlayacaktır.

Yorumlar

Yorumlar

ibrahim Ardıç

1980 yılında Türkiye'de doğdu. Şimdilik İngiltere'de yaşıyor. Evli ve bir erkek çocuk babası. İktisat Fakültesi mezunu. Bilgi Teknolojileri Uzmanı. Girişimci, Yazar, Çizer ve Araştırır. Marka yaratma, strateji, istatistik ve iş yönetimi alanlarında uzman. Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda bulunmuyor. Gerek duymuyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir