Bilgi Çağında Küresel Rekabet – Nereye Gidiyoruz?

Akademisyeninden sokaktaki vatandaşına, devlet adamından öğrencisine, birtakım şeylerin kökten değiştiğini ifade etmek için yaygın olarak kullandığımız bir kavram var:

“Küreselleşme”

Herkes, bilgi dağarcığı, tecrübesi ve duyduklarıyla “küreselleşme”yi bazen kendi cümleleri, bazen de beğendiği başkalarının kelimeleriyle yeniden tarif etmeye çalışıyor; değişimden bahsederken “küreselleşen dünya” şeklinde söze başlamayı seviyor. Aslında dünyanın küreselleştiği yok, zaten varolduğundan beri öyle değil miydi? Peki nereden çıktı bu “küreselleşme”?

Değişime hükmeden en önemli güç “bilgi”dir. Mobil iletişimin yarattığı yeni değerlerle mekan kısıtlamalarının ortadan kalkması, GSM literatüründeki ifadesiyle 6 milyar dünyalının kapsama alanına girmesi, internetin zaman ve yer kavramlarını yeniden tanımlamasıyla iletişimde yeni bir devir başlamıştır. Geçmişte kabul gören paradigmaların büyük bir kısmı günümüzde geçerliliğini yitirmiştir.

Zaten küresel olan dünyamızda, iletişimin yeni görüntüsüyle bilgi de küreselleşmiştir. Artık kimseyi sahip oldukları için tanrıya, devlete veya birilerine şükretmesi, daha fazlasını istememesi için kandıramazsınız, çünkü o da dünyanın diğer taraflarında nelerin olup bittiği konusunda fikir sahibi olmuştur. Televizyondan, gazeteden, internete giren evdeki oğlundan, gezmeye gittiği yerlerden, görenlerin anlattıklarından öğrenmiştir. Kimseye “ben şu kadar iyiyim” diyemezsiniz çünkü ne kadar iyi olduğunuzu öğrenebileceği o kadar çok kaynak var ki! Şu zamanda, “Benim ürünüm dünyanın en iyi ürünü” diyebilmek cesaret ister, çünkü yalancı çıkmanız, yapay zeka ürünü bir internet arama motorunu kullanarak hakkınızda birkaç dakikada yapacakları küçük bir araştırmaya bakar. Bu bilgilere ulaşmak ve derlemek eskiden günler hatta yıllar alabilirdi ama şimdi sadece parmaklarımızın ucunda… Her gün milyarlarca e-posta ve SMS’nin gönderildiği bilgi toplumunda, herkes istediği her konuda bilgilenme hakkına ve imkanına sahiptir, yeter ki neyi aradığını ve nasıl arayacağını bilsin.

21’inci yüzyıla öyle bir giriş yaptık ki…

* Artık 6 Milyar dünyalı kapsama alanında… Ericsson’un 2002 ortalarında EMC’ye yaptırdığı bir araştırmaya göre Dünyada GSM operatörlerinin üye sayısı 1 milyarı geçti. 1996 yılında bu rakam 136 milyondu. Şimdi en büyük GSM pazarı konumundaki Çin’in kullanıcı sayısı 150 milyonu geçmiş durumda. Halen 170 ülkede sayısal mobil iletişim sistemi kurulmuş bulunuyor. 2002 yılı sonu itibariyle, cep telefonlarından dünyada her gün ortalama 1 milyar SMS’nin gönderilmesi bekleniyor. Gönderilen SMS sayısı neredeyse e-posta sayısını zorluyor. 2004 yılında ise cep telefonu kullanıcılarının yaklaşık dörtte birinin Internet’e bağlı olması bekleniyor. 2004’e kadar mobil ticaret yapanların sayısının yarım milyara yaklaşması hiç de uzak bir ihtimal gibi gözükmüyor. Kısacası yerkürenin neredeyse her tarafı mobil iletişim ile kapsama alanına girmiş durumda. Mobil iletişimde devrim olarak kabul edilen 3’üncü nesil haberleşme sistemi “3G” teknolojisini kullanabilmek için lisans alan ülke sayısı 90’ı bulmuş durumda. İletişimde devrimsel özellikler taşıyacak, onlarca CD’lik bilgiyi birkaç saniyede dünyanın bir yerinden binlerce kilometre öteye transfer etmenize imkan verecek dördüncü nesil “4G” teknolojileri ise yolda, 2004’te kullanıcıları ile tanışmayı bekliyorlar.

* 1969 yılında bilgisayarları birbirine bağlayan ilk fiziksel ağ kurulduğunda, hayatımızı nasıl etkileyebileceği konusunda kafalarda hiçbir şey şekillenmemişti. 1991 yılında ortaya çıkan WWW(World Wide Web), interneti ve çehresini değiştirdi. Sadece 20 yılda, dünyada interneti kullananların sayısı 600 milyonu, internetin varlığından haberdar olanların sayısı ise 2 milyarı geçti. Internet ve gelişimi üzerine araştırmalar yapan eTForecasts, 2005’e doğru internet’i kullananların 1,17 milyarı geçeğini öngörmektedir. Bir başka internet araştırma şirketi Jupiter Communications’ın yaptığı bir araştırmaya göre 2001’de dünyada bir günde gönderilen ortalama e-posta sayısı yaklaşık 12 milyardı, bu sayının 2002 sonu itibariyle 20 milyarı geçmesi bekleniyor. Aynı dönemde yaklaşık 680 milyon internet kullanıcısına ulaşılacağı tahmin edildiğinde, kişi başı günlük alınan/gönderilen e-posta miktarının 30 civarında gerçekleşebileceğini söyleyebiliriz. Her gün yaklaşık olarak 30 tane e-posta alacak veya göndereceksiniz… Bu boyuttaki bilgi akışı, firma ve kurumların, günümüzün küresel rekabet koşullarında varolabilmelerinde oldukça önemli bir aktördür. Yahoo.com’u dünyanın bir numarası yapan, internette reklam giderlerinin milyar dolarların üzerine çıkmasını sağlayan itici güç de her gün gerçekleşen bu olağanüstü bilgi alışverişidir.

* İnternetten ticaret üzerine dünya çapında gerçekleştirdiği araştırmalarıyla adından sıkça söz ettiren Taylor Nelson Sofres’in(TNS), aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 37 ülkeden 42238 kişi üzerinde yaptığı çalışmanın ürünü olan 2002 Dünya Küresel E-ticaret Raporu (http://www.tnsofres.com/ger2002/home.cfm adresinden ulaşabilirsiniz) küreselleşen bilgi toplumu ve yeni ekonomiye ilişkin son derece çarpıcı analizler ve sonuçlar ortaya koymaktadır. Rapora göre dünyada düzenli olarak internet kullanan yaklaşık 600 milyon kişinin ortalama olarak %15’i internetten ticaret yapmaya başlamıştır. ABD’de ise bu oran %32’dir. ABD, Danimarka, Hollanda, Kanada, Finlandiya ve Norveç’te halkın yaklaşık olarak %60’ı internet kullanmaktadır. Türkiye gibi nüfusunun önemli bir kısmı 25 yaşın altında olan bir ülkedeki %20’lik internet kullanımı bizler için ciddiye alınması gereken bir ikazdır. Araştırmanın büyük metropollerde yapılarak ülke nüfusuna genellendiği düşünüldüğünde, Türkiye için tanımlanan bu oranın gerçekte %10’un da altında olduğu rahatlıkla söylenebilir.

* Artık birileri internette bizlerden bin kat daha hızlı veri transferi yapabilir duruma gelmiştir. Internet-2 projesine üye üniversite sayısı sadece ABD’de 200’e ulaşmıştır(www.internet2.edu). Bu üniversitelerde çalışanlar, evimizdeki bilgisayardan 56K modemle 171 saatte gönderebildiğimiz birim veriyi INTERNET2 Ağı ile sadece 30 saniyede gönderebilmektedirler. Birileri birim zamanda, bizlere göre yüzlerce kat daha fazla veri ile karşılaşmakta, paylaşmakta, analiz etmekte, denemekte ve kullanıma dönüştürmektedirler…

* Ankara’da ikamet ediyorsunuz. Hafta sonları Mersin/Erdemli’deki yazlığınıza gitmekten büyük keyif alıyorsunuz. Aslında eskiden sizler için iki günlüğüne Mersin’e gitmek yorucuydu. Özellikle de oraya gittikten sonraki alışveriş faslı… Ama şimdi öyle mi? Hafta sonu ihtiyacınız olabilecek malzemeleri, önceden, hafta içi herhangi bir günde internete girerek www.migros.com.tr’den ya da başka bir yerden alabiliyorsunuz. Teslimatın Cumartesi günü saat 10:00-12:00 arasında Erdemli’deki evinize gerçekleşmesi talimatını verebiliyorsunuz. Cuma gecesi eşiniz ve çocuğunuz ile birlikte otobüse biniyor, kafanız rahat bir şekilde yola koyuluyorsunuz. Sabah 07:00 gibi sitenin önündesiniz. Eşyalarınızı yerleştirip evi havalandırıyorsunuz. Yoldan geldiğiniz için biraz da yorgunluk var, duşunuzu alıp balkonda bir taraftan denizin güzel kokusunu içinize çekerken diğer taraftan büyük bir keyifle gazetenizi okumaya başlıyorsunuz. Bu arada eşiniz ve oğlunuz içeride hafiften kestirmeye başlamışlar bile. Kapı çalıyor. Son derece iyi giyimli bir teslimat görevlisi elinde siparişleriniz ile kapıda karşınızda…Ankara’dan verdiğiniz siparişlerinizi teslim alıyorsunuz. Ne 5 kg.lık mısırözü yağı, ne de 24’lük koca bir koli sodayı taşımak zorunda kalmıyorsunuz. Köftelik kıymanız siparişinizde belirttiğiniz gibi iki defa çekilmiş, dolmalık biberler yine istediğiniz gibi küçüklerinden seçilmiş. Fındık ezmesi 500 gr.lık yokmuş ama aynı firmanın 350 gr.lık olanını getirmişler. İsterseniz oracıkta beğenmediğiniz ürünü iade edebiliyorsunuz. Oğlunuz için istediğiniz oyuncağı da paketleyip getirmişler. İnternetten kredi kartıyla ödemek istemiyor musunuz?

Kapınızda, görevlinin elindeki mobil post cihazı aracılığıyla kredi kartınızı kullanarak ödemeyi yapabiliyor ya da nakit olarak verebiliyorsunuz. Nakliye yok, bahşiş yok… Anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçek hayattan yaşanmış bir kesit, üstelik Türkiye’den… Siz de rahatlıkla yapabilirsiniz, biraz bilgilenmeye ve alışkanlıklarınızı değiştirmenize bağlı. Yaşadığınızda tanık olacaksınız ki aslında hizmet, beklentilerinizin ötesinde farklılaştırılmış ve kalitesi artmış. Eşinizin ifadesiyle domatesleri sizden daha iyi seçiyorlar. Neyi bekliyorsunuz? Bir şeylerden çekindiğiniz açık olarak belli. Öncelikle kişisel bilgilerinizin güvenliğinin sağlanmasına yönelik endişelerinizin olduğunu gizlemiyorsunuz. TNS’nin 2002 Dünya E-ticaret Raporuna göre interneti halen kullanan ve alışveriş yapmayan %85’in, internette alışverişten kaçmasının temel nedeni “güvenlik”. Aslında finans kurumları ve e-ticaret platformları bu konuda olağanüstü yaratıcılar. Çok değişik araçlar geliştirmekte geç kalmamışlar: Limitini her an sizin belirleyebileceğiniz sanal kartlardan tutun da kapıda nakit veya kredi kartıyla ödemeye, hatta havaleye varıncaya kadar değişik alternatifler… Aynı rapora göre Türkiye’de interneti kullananların 2001’de %1’i, 2002’de %3’ü internet üzerinden alışveriş yapıyor!.. Son derece düşündürücü ve müteşebbisler için ise bir o kadar umut verici bir durum. Migros gibi dev bir sanal marketin 2001’de sadece 8 milyon dolar ciro yapabildiği bir e-ticaret pazarına sahibiz. ABD’de tek kalemde 40 milyon dolarlık sipariş verilebiliyor, Dell Computer, “kendi bilgisayarını kendin yarat” sloganı ile internetten her gün yüzlerce online sipariş alıyor. Türkiye’de %3’ü %10-15’lere çektiğimizde bile çok şey değişecektir. Sanırım firmalar kendilerini bu beklentilere göre bugünden hazırlıyorlardır. Forrester Research adlı araştırma şirketinin verilerine göre dünyada e-ticarette dönen para 2001’de 1.2, 2002’de 2.2 trilyon dolar. 2004’te ise bu rakamın yaklaşık olarak 7 trilyon dolar olması bekleniyor!.. İştah açması ve yatırımları teşvik etmesi için umut verici rakamlar olsa gerek…

Hızla değişen ve süratle kendini yenileyen bilgi, günümüzde olduğu gibi gelecekte de rekabetin en önemli aktörlerinden birisi olmaya devam edecektir. Küreselleşen bilgi şeffaflığı da beraberinde getirmektedir. Şeffaflığın en önemli uygulamalarındanbirisi ise son 5 yıl içinde yoğun olarak tanıştığımız yazılım sektöründeki BETA uygulamalarıdır. Son kullanıcıya mümkün olduğu kadar yakın olabilmek, ürünü sattıktan sonra değil, eğer imkan varsa satmadan önce müşteriden geri besleme alabilmeyi istemek üzerine kurulu bir yaklaşımı vardır. Beta testi, ürün gerçek anlamda son kullanıcısına sunulmadan, tasarım ve uygunluk kalitesine yönelik geri beslemeleri alabilmeyi ve beklentilere uygun düzeltmeleri yaparak ürünü kusursuz bir şekilde müşterilere sunmayı amaçlamaktadır.

İnternet, herhangi bir zaman ve mekan kısıtı olmaksızın ürüne yönelik geri beslemeler alabilmeyi küresel hale getiren dinamik bir iletişim platformudur. ABD’de DELL Computer, müşterilerinden ayda ortalama 50 bin e-posta almaktadır. Rakam başlangıçta ürkütücü gelebilir ama DELL Computer internette etkin olarak var olmayan rakip bir üreticiyle kıyaslandığında, binlerce defa daha fazla öneri alma, iyileştirmeye açık alanlar yakalama ve tasarım girdilerini sorgulama açısından büyük bir avantaja sahiptir.

Bilginin küreselleştiği yeni ekonomik düzende firma ve kurum olarak varlığımızın temelini teşkil eden müşterinin her geçen gün çok daha hızlı bir şekilde bilgilendiğini unutmamak gerekir. İnternet sayesinde müşteri çok kısa bir zamanda kıyaslamalar yapma ve kendi çıkarlarına en uygun yerden ihtiyacını giderme şansına sahip olacaktır. Günümüzde interneti kullanan müşteriler, alacakları ürünlere yönelik karar verirken, firmaların sundukları hazır ürün katalogları, firma/kurum sitelerinde hizmete sunulan kıyaslama modüllerini kullanmakta, yapay zeka ürünü www.google.com gibi arama motorlarından istifade etmektedirler.

Örnek vermek gerekirse bütçesine uygun olduğu ve özelliklerini beğendiği Nokia 3310 telefonu almayı düşünen bir müşteri www.google.com adresinin arama satırına sadece”nokia” ve “şikayet”ya da “nokia” ve “övgü” yazdığında karşısına gelen 3310’la ilgili onlarca çözümsüz şikayeti gördüğünde alma kararını erteleyebilir, hatta vazgeçebilir. Benzer şekilde yeni otomobil almayı düşünen bir internet kullanıcısı, almayı düşündüğü popüler bir markanın hakkındaki şikayetlere ilgisizliğini gördüğünde veya ısrarla tekrar eden şikayetlerle karşılaştığında, çok beğendiği o otomobili almaktan vazgeçebilir. Artık müşteriler sınırsız bir şekilde bilgilenme özgürlüğüne sahiptirler.

Unutmayınız!

Yeni küresel rekabet ortamında ürünlerinize yönelik çok daha fazla veriyi müşterilerinizle paylaşabilmek, kişiselleştirme uygulamalarıyla sadık müşteriler yaratabilmek, müşterilerinizin her ihtiyaç duyduklarında yanlarında olabilmenizi sağlayacak dinamik iletişim omurgalarını tesis edebilmek zorundasınız.

Küresel rekabet ortamında bir dünya markası olabilmek için:

* Her zaman her yerde olabilmek,

* Müşteriyi çok iyi tanımak, eğilimlerini öngörebilmek,

* Esnek üretim modelleriyle müşteriye duyarlı kişiselleştirilmiş ürünleri düşük

maliyetlerle üretebilmek,

* İnternet uzayında firma/kurum olarak ürünlerimiz ile temiz bir sicile sahip

olmak,

* Müşterilerden gelen seslere her zaman kulak vermek, onları sadece ürünümüzü

satarken değil, sonrasında da görmeye devam etmek,

* Hiçbir müşteri şikayetini atlamamak, mutlaka çözümün bir parçası olabilmek,

* Bir ürünün tasarım kalitesine önem verdiğimiz kadar uygunluk kalitesine de önem vermek,

* Ürünlerimizle insanların hayatında katma değer yaratmak,

* Ürünlerimizle müşterilerimiz arasında duygusal bağların gelişmesine imkan

verecek uygulamalar tasarlamak.
Küresel rekabet, görmezlikten gelinebilecek, bir yerlere sığınılarak şiddetinden

korunulabilecek geçici bir süreç değildir. Bilgi toplumunun rekabet anlayışının yeni paradigmasıdır. Ayakta kalabilmek için yaşanmakta olan değişime hükmedebilmek, değişimin en önemli aktörü olan yeni bilgiyi üretenler arasında olabilmek, her zaman ve her koşulda erişilebilir olmak gerekmektedir.

6 milyar dünyalının kapsama alanı içinde olduğu küresel rekabetten kaçamazsınız. Bu sürecin bir parçası olabilmek için bir an önce kafanızı topraktan çıkarmanız gerekiyor. Fazla vaktiniz kalmadı, yakında hiç çıkamayacaksınız!

Yayın : 2002

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

ibrahim Ardıç

1980 yılında Türkiye'de doğdu. Şimdilik İngiltere'de yaşıyor. Evli ve bir erkek çocuk babası. İktisat Fakültesi mezunu. Bilgi Teknolojileri Uzmanı. Girişimci, Yazar, Çizer ve Araştırır. Marka yaratma, strateji, istatistik ve iş yönetimi alanlarında uzman. Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda bulunmuyor. Gerek duymuyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir