Bilgi Çağında Varolma Savaşları

2000’li yılların müşterisi ile 90’lı yılların müşterisi arasındaki farkı yaratan temel güç “bilgi”dir. Yeni Ekonominin yeni müşterisi, herhangi bir ürünü almadan önce o ürün hakkında eskisine göre çok daha fazla bilgi sahibidir ve bu bilgiyi, almayı düşünebileceği ürün konusunda karar verirken etkili bir şekilde kullanabilir. Ürün, müşteri, tedarikçi ve toplum arasında olağanüstü dinamik bir iletişim ağı kurulmuştur. Son birkaç yıldaki veriler göstermiştir ki bu ağı yönetebilenler arasında yer alanlar veya ağdaki kontrol noktalarına hükmedebilenler, diğerlerine göre çok büyük avantajlar elde etmişlerdir.

Bilgi çağı, iletişim ve haberleşmedeki fiziksel engelleri hızla ortadan kaldırmaktadır. Dünyadaki herkesi birbirine bağlayacak, elde edilen bilgilerin doğru bir şekilde analiz edilmesini sağlayacak yeni dinamik platformlara doğru bizleri hızla çekmektedir. Telekomünikasyon, televizyon, bilgisayar ve ağ teknolojileri, insanın hayalleri ve duygularıyla yeni baştan harmanlanarak insanlığı şaşırtmaya devam etmektedir.

21’inci yüzyılın başı itibariyle bilgi, başlı başına bir endüstri haline gelmiştir. 2000 yılı itibariyle bilgi endüstrisinin dünyada ürettiği GSMH, diğer bütün klasik endüstrilerin ürettiğinden daha fazladır. Ne demir-çelik, otomotiv, ne de turizm bilgi endüstrisine yaklaşabilmektedir. Artık şirketlerin piyasa değerlerinin hesaplanmasında; sahip oldukları patent sayıları, yenilik yapabilme potansiyelleri, “khow-how” kapasiteleri ciddi bir kriter olarak ortaya çıkmaktadır. Sayısal teknolojilerdeki gelişmenin doğal bir sonucu olarak günümüzün iletişim ve bilgi endüstrilerinin sahip olduğu sınırlar ortadan kalkmaya başlayacak ve daha da belirsizleşecektir. Yeni ekonomiyi ifade etmek için sık kullanılan “küreselleşme”; yeryüzündeki bilginin, interaktif bilgi ağlarının desteğiyle sınırsız bir şekilde insanlığın günlük hayatına girmesinden başka bir şey değildir. Dünya zaten küre şeklindeydi. Dünyayı dünden farklı yapan “bilgi”nin küreselliğidir.

Açık sistem ve bilgi ağları; bizlere yeni bakış açılarıyla düşünme, tasarlama, düzenleme, öğrenme ve birleştirme yollarının kapılarını da açmaktadır. Ağa bir yerden girişi yaparak her an her yerde olabilirsiniz. 10 dakika önce dev bir hipermarketin içinde alışveriş yaparken, 10 dakika sonra Paris’teki bir kafenin önünden geçenleri seyre dalabilir, bir saat sonra Boston’daki dünyaca meşhur bir hastanesinin nöbetçi sanal doktoruyla sağlık probleminize yönelik koyu bir mülakata girebilirsiniz.

Gelecek, geçmişten çok farkı olacaktır. Bugünün çözüm yolları, yarının tanımlanamaz çalışma ortamlarında ve pazar koşullarında geçerliliğini tamamen yitirebilecektir. Önemli olan alanınıza ilişkin bilgilerin transferinin gerçekleşmekte olduğu ağın bir parçası olabilmek; tribünde seyredenler arasında yer almamaktır. Çünkü bilgi çağının değişim yarışı, Formula-I arabalarının onlarca tur attığı özel pistlerde yapılmamaktadır. Bu yarışta önünüzden geçen bir arabayı ikinci bir defa görme şansınız yoktur…

Yaşamakta olduğumuz baş döndürücü değişim ortamında başarıya ulaşabilmenin yolu, hayal gücü ile pragmatizmin, dengeli olma ile cesurca ileriye atılmanın karmaşık bir şekilde bütünleştirilebilmesinden geçmektedir. Gelecekte varlığımıza başarıyla devam edebilmemiz için son derece esnek organizasyon yapılarına, kişisel kısıtlarını aşmış esnek bireylere, adeta canlı birer organizmaya dönüşmüş yapay zeka ürünü sistem ve alt sistemlere ihtiyaç vardır.

Bilgi çağının temel iki temel metaforu vardır: Hız ve Tepki. Yaşanmakta olan olağanüstü hıza süratle uyum sağlamak ne kadar önemliyse, karşı karşıya kalınan gelişmelere anında tepki verebilmek de o kadar önemlidir. Yavaşlık ve tepkisizlik sonun başlangıcı olacaktır.

20’nci yüzyılda olduğu gibi 10-15, hatta 25 yıl sonrasını görebilmek ve şimdiden o doğrultuda bir şeyler yapma gayreti içinde olmaya çalışmak artık geçerliliğini yitirmiştir. Bilgi çağının temel paradigması, çevrede olup biten her şeye yakın olabilmektir. Müşteri eğilimleri çok kısa bir zaman içinde hiç de öngörülemeyen bir tarafa yönelebileceği gibi, üretim sistemlerinde beklenmedik teknolojik yenilenmelerle de karşılaşılabilir. Pazarın durumunun ve müşteri beklentilerinin birbirlerini nasıl etkilediği ve rekabetin boyutunu değiştirebildiğini gösteren iki önemli örnek dikkat çekicidir. Bunlar plazma televizyonlar/LCD monitörler ve resim çekme-gönderme özelliği olan cep telefonlarıdır. Bu iki teknolojiyi küçümseyen, üretim sistemlerini uyarlayamayan firmalar sahneden silinmekle karşı karşıya kalmışlardır.

Dünyada 2002 yılı itibariyle satılan toplam televizyon sayısı 140 milyon civarındadır, bu miktarın 25 milyonu ABD’de satılmıştır. Aynı yıl içinde satılan plazma televizyon sayısı ise yaklaşık bir milyondur. 2002 yılı için çok küçük bir oranmış gibi gözükmesine rağmen plazma televizyonların fiyatının emsallerine göre 5-10 kat daha fazla olduğu düşünüldüğünde elde edilen ciro son derece etkileyicidir. Saygın bir teknoloji araştırma şirketi olan Envisioneering Group uzmanlarından Richard Doherty bu durumu şu sözlerle ifade etmektedir:

“Plazma TV’lere ve LCD monitörlere o kadar büyük bir müşteri talebi var ki tıpkı bir serbest düşüş gibi, önünde durabilirsen dur.”

Sharp, Panasonic, Pioneer, NEC, Sony, Acer, LG, Samsung gibi dev üreticilerin yöneticileri, son zamanlarda yaptıkları konuşmalarda bu çarpıcı müşteri talebini dile getirmektedirler. Öyle anlaşılıyor ki çok kısa bir zaman içinde tüplü televizyonlar tarihe karışacaktır. Örneğin Sharp Electronics Corp.’un Yönetim Kurulu Başkanı Toshiaki Urushisako, 26 Aralık 2002 tarihinde Los Angeles Times teknoloji editörü Jon Healey’e verdiği demeçte, 2005 yılından itibaren Sharp olarak klasik tüplü ekran televizyon ve monitör üretmeyeceklerini ifade etmiştir.

Bu durumda bir elektronik üreticisi olarak nasıl rekabet edeceksiniz? Potansiyel müşterileriniz, 5-10 kat daha pahalı olmasına rağmen onların ürünlerini sizin klasik ürünlerinize tercih ediyor. Sizin ürünlerinizi geri kalmış olarak görüyor ve almıyor. Diğerinden almak için ısrarla bekliyor. Bu durumda fazla bir şansınız var mı? “Ben bu TV fabrikasına 30 milyon dolar yatırdım, düzenimi değiştiremem” diyebilme hakkınız mevcut mu? Pazar size böyle bir fırsat tanıyor mu?

Tek seçeneğiniz var. Siz de müşteri beklentilerinin öngördüğü ürünlere yönelecek, teknolojinizdeki dönüşümü en kısa zamanda gerçekleştireceksiniz. Başaramazsanız, stoklarınız en geç iki yıl içinde elinizde patlayacaktır.

Benzer gelişmeler cep telefonu sektöründe de yaşanmaktadır. Cep telefonu ve internet, dünyada iletişimin küreselleşmesini sağlayan en önemli aktörlerdir. İkisinin güçlerinin birleştirildiği iletişimin yeni uzayında, teknoloji firmalarının hayatta kalabilmeleri için bu devrimsel nitelikli dönüşümün bir parçası olmaktan başka şansları kalmamıştır. Sony- Ericsson, Nokia ve British Telecom’un birbirlerinden bağımsız olarak yaptıkları pazar araştırmalarında; 2002 yılında kullanımda olan cep telefonu sayısının yaklaşık bir milyar olduğunu, bu sayının 2003’te de aşağı yukarı aynı kalacağını, 2003 yılı içinde ise yaklaşık olarak 500 milyon cep telefonu satılacağını ortaya koymaktadırlar. Esas çarpıcı olan ise; 2001 yılı itibariyle dünyadaki cep telefonu hatlarının sayısının klasik telefon hatlarının sayısını geçmiş olmasıdır(John N. Latta, “A Billion Connected Appliances”, 4th Wave Inc.,2002). Cep telefonu pazarındaki eğilimleri önceden görebilmek çok zordur. Sony Ericsson’un yaptırdığı bir araştırmaya göre bir cep telefonu ortalama 7-9 ay kullanılmaktadır. Bu süre, kullanıcıların teknolojik yeniliklere ne kadar duyarlı olduğunu göstermesi açısından çarpıcıdır. Klasik telefon pazarı ve tüketici alışkanlıklarıyla kıyaslanamaz. 2003 yılı ilk çeyreğinde dünya ekonomisindeki genel durağanlığına rağmen, bünyesinde bir WEB kamera bulunan, SMS ile resim ve görüntü alıp gönderebilen telefon satışlarında tam anlamıyla patlama yaşanmıştır(Diğerlerine göre 2-3 kat pahalı olmalarına rağmen!). Üreticiler talepleri nasıl yönlendireceklerini şaşırmışlardır. Sektördeki belli başlı firmalar, bu yoğun talebi yönlendirmede avantaj elde edebilmek için GSM şebekelerinden görüntülü haberleşebilen cihazların prototiplerini büyük bir gizlilik içinde, hızla üretmişlerdir. Şu anda bu cihazların piyasaya sunulmadan önce çeşitli şebekelerde denemeleri yapılmaktadır.

British Telecom’un 2002 yılında yaptırdığı GSM sektörü pazar eğilimleri araştırması, dünyada 2005 yılında internete bağlanacak olanların en az %30’unun cep telefonlarındaki Bluetooth v.b. Port’lardan internete bağlanacaklarını ve 2005 yılında halen kullanımda olacak olan cep telefonlarının yaklaşık yarısının bu teknolojiye sahip olacağını ortaya koymaktadır .

Dünyadaki klasik telekomünikasyon şirketlerinin piyasa değerleri, 2000’li yıllardan itibaren GSM sektöründeki olağanüstü büyümenin bir sonucu olarak dramatik bir şekilde düşmüştür ve düşmeye devam edecektir. İçlerinden iletişimin yeni boyutunda varlık gösteremeyen, rekabetin yeni platformuna dahil olamayanların önümüzdeki 5 yıl sonundaki piyasa değerleri, şimdiki değerlerinden çok daha altında olacaktır.

Kullandığımız teknolojiler, çevremiz, alışkanlıklarımız, hatta hayallerimiz baş döndürücü bir hızla değişiyor. Yaşamakta olduğumuz değişim, evrimsel öğelerini terk ederek tamamen devrimsel nitelikler taşımaya başlıyor. Bu sürece ayak uydurabilmek her geçen gün daha da zorlaşmaktadır.

Öldüresiye rekabetin yaşanacağı Bilgi Çağında;

500 sayfalık bir kitabı 1 saatte okuyanla 5 saatte okuyabilen, aynı birim veriyi internetten 30 saniyede gönderenle 176 saatte ancak gönderebilen, 500 bin kart müşterisinin harcama eğilimlerini bütün kırınımlarıyla analiz edebilenle, 10 milyon müşterisinin hesabını tutamayan, uyduları yapma ve fırlatma teknolojisine sahip olanla, uyduyu satın alan, teknolojiyi yönetim kademelerini azaltmak için kullananla, hala hantal dikey organizasyon yapıları içinde emekleyen, bilen birisinden işi öğrenme şansı bulanla kendi kendine öğrenmeye çalışan, dünya markaları yaratmış olanla olmayan kesinlikle bir olmayacaktır. Diğerlerine göre çok hızlı okuyabilen, teknolojiyi kurumsal amaçlarını gerçekleştirmek için etkili bir şekilde yönetebilen, kendi “khow-how”larını yaratabilen, her an yenilemeye hazır olabilenler gelecekte ayakta kalabilecektir.

Ülkesinin en büyük bankası olarak övünen bir banka, bireysel ve kurumsal işlemleri iletişimin dinamik platformu olan internete hala taşıyamamış ve bu konuda arzulu gözükmüyorsa, onu yaşatmak için daha fazla ısrar etmenin hiçbir anlamı yoktur. Batışı kaçınılmazdır ve sonuç tam anlamıyla bir felaket olacaktır. Çünkü enkazı altında sadece kendisi değil, çok daha büyük bir kitle kalacaktır.

Yaşanmakta olan değişimin hızı; birey, şirket, kurum ve devlet olarak birçok alışkanlığımızı zaman kaybetmeden terk etmemizi gerektirmektedir. Örneğin şirket ve kurumların genel merkezleri ya da genel müdürlükleri, düne kadar hep prestij sembolü olarak kabul edilmekteydi. Seçkin mekanlardaki gösterişli binalar, sahip olunduğu zannedilen gücün en önemli resmiydi. Post-Enformasyon Çağına geçişin yaşandığını günümüzde ise bu binalar ölü yatırımlar olmanın ötesine gidemeyecektir. Bir organizasyonun merkezi ne iş yapar? Organizasyonun karargahıdır. Üst yönetime vereceği stratejik kararlarda destek vermek için vardır. Yönetime verilecek muhtemel operasyon kararları için çözüm alternatifleri üretir. Oysa ki günümüzde bilişim teknolojileri öyle bir noktaya gelmiştir ki dev karargahlarda yüzlerce kişinin günlerce uğraştığı analizleri, yapay zeka uygulamaları ve dinamik veri tabanlarıyla çok daha doğru olarak belki birkaç dakikada yapmak mümkündür. Sonucu görebilmek için yöneticinin bilgisayarının başına geçmesi yeterli olacaktır(Tabi ki yetkin, analitik becerisi olan, donanımlı, koltuğunu hakkıyla dolduran bir yönetici için!).

Bilgi Çağında varolabilmenin temel şartı, yaşanmakta olan değişimi bütün çıplaklığı ile görebilmektir. Ancak gerçeklerle yüzleşebilirseniz bir şeyleri kökünden değiştirebilme konusunda ihtiyaç duyacağınız gücü içinizde hissedebilirsiniz. Aksi takdirde varolana daha da sıkı sarılır, onunla beraber sessizce suya gömülürsünüz. Tekne su almaya başladığında, kendinizin de batan teknede olduğunu fark edersiniz ama artık iş işten geçmiştir .

Yayın : 2002

 

 

 

Yorumlar

Yorumlar

ibrahim Ardıç

1980 yılında Türkiye'de doğdu. Şimdilik İngiltere'de yaşıyor. Evli ve bir erkek çocuk babası. İktisat Fakültesi mezunu. Bilgi Teknolojileri Uzmanı. Girişimci, Yazar, Çizer ve Araştırır. Marka yaratma, strateji, istatistik ve iş yönetimi alanlarında uzman. Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda bulunmuyor. Gerek duymuyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir