İyi Bir Yönetici Olmak

İyi bir yönetici olmak konusunu bir bloğa sığdırmak mümkün değil. Sırf bu başlık için yazılmış onlarca kitap var. Ben yine sadece özetlemeye çalışacağım.

Umarım bu yazım bir çok yöneticinin kulağına gider. Çünkü burada yazılanlar, tecrübeyle sabitlenmiş, bizzat denenmiş ve gerçekten verim alınmış sonuçlar.

Konuya Steve Jobs’un bir sözüyle başlamak istiyorum;

Zeki insanları işe alıp, sonra onlara ne yapacaklarını söylemek bana mantıklı gelmiyor. Biz zeki insanları işe alırız ki, onlar bize ne yapacağımızı söylesinler.”

Bu söz aslında makalemin özeti. İyi bir yönetici için, yapılan işi iyi biliyor olmasının hiç bir önemi yoktur. Yöneticilik adı üzerinde; işi bilenleri yönetebilmesidir.

Şirketler; Muhasebe, finans, bilgi işlem, insan kaynakları, depo sorumlusu, lojistik vs. departmanlarına işi bilen insanları alıyor, ki zaten bunların hepsini bir kişinin bilmesine imkan yok.

Oturmuş ve teknolojiye hakim firmaların bu departmanları zaten kendi içlerinde bir birlerine koordineli çalışır (ERP). Sizin gelip de bu düzene müdahale etmeniz bindiğiniz dalı kesmekten başka birşey değildir. Zira örneklerine bizzat şahit olduğum ve sizin de şahit olduğunuz olaylar olmuştur.

Bu iş üniversite bitirip, yurt dışında 3-5 sene yaşayıp müdür koltuğuna oturmakla olmuyor. Biraz kişilikle birazda görgüyle oluyor. Sırf Amerika da 1-2 yıl yaşadı diye kendini çok iyi pazarlayıp, müdür koltuğuna oturunca işleri eline yüzüne bulaştıran adamlarda gördüm.  Sırf genel müdür değişti diye 3 ay içinde değerli 3-4 startup çalışanın işini bıraktığı da oldu. Yada hayatında lojistik namına tek kalem tecrübesi olmayıp, lojistik müdürüne ya da sorumlusuna lojistiğin tanımını yapmaya çalışanı da gördüm. Belki biraz sert örnekler verdim ama bunlar bir çoğumuzun iş hayatında gördüğü şeyler.

İyi bir yönetici nasıl olurdan önce kötü yönetici nasıl olur sorusunu yanıtlamak lazım.

  • Altında çalışan sorumlu yada takım liderlerine yetki vermememek, insiyatif kullandırmamak, fırsat vermemek.
  • Bilgisini karşısındakinin gözüne gözüne sokmaya çalışmak, karşısındakinden daha az bildiği halde ondan çok biliyormuş gibi üstün olmaya çalışmak.
  • Karşısındakinden daha üstün olduğunu daha kıdemli olduğunu yada müdür olduğunu davranışlarla yada sözlü olarak ifade etmek ki karşınızdaki zaten sizin müdür olduğunuzu bilir!
  • Ekibin bir parçası olmak yerine ekibin üzerinde olmayı tercih etmek.
  • Çalışanların sorunlarını görmezden gelmek, ya da sorunu hep karşı tarafta aramak.
  • Ve kişilikle alakalı olarak sabahları yarım ağızla günaydın demek. İşte bu çok önemli.

Ne yapmalı?

Herşeyden önce siz de ekibin bir parçasısınız ve onlardan birisiniz. Sonuç olarak sizde maaşlı bir çalışansınız. Her zaman söylerim; Yöneticiyi işçiden ayıran tek fark maaş bordrosudur. Bunun her zaman farkında olun. Mesafe koymakla uzaklaşmak arasında ciddi bir fark vardır; asla uzaklaşmayın. Her zaman işçi den tarafta olun. Unutmayın bir gün patronla ters düşerseniz giderken elini sıkıp yüzüne bakabileceğiniz mesai arkadaşlarınız olsun arkanızdan sırıtan insanlar olmasın.

Asla patronla arkadaşlık yapmayın, patrondan arkadaş olmaz! Patron benim arkadaşım deyip işçiye hava atarken aslında patron tarafından daha çok kullanıldığınızı fark edersiniz.

Herşeyi bilmenize imkan yok, kendinizi kandırmayın. Karşınızdakini dinleyin, bir sorun varsa oturup bunu birlikte çözeceğiniz kişi yine karşınızdaki kişi olacak. Tecrübeli insanlarda hata yapabilir Tecrübeli birine işini öğretmeye yada hatasını yüzüne vurmaya harcıyacağınız zamanı sorunu birlikte çözmekle harcayın, her zaman yapıcı olun. Sizin işiniz bu, sizin işiniz sorunları temizlemek, çarkın düzgün işlemesini sağlamak. Bunu da yine her zaman arkanızda duran çalışma arkadaşlarınızla yapabilirsiniz. Birilerini suçlayacaksanız ona sadece yetki değil insiyatif de vermiş olmalısınız.

Patronu kendinizden üstün görmeyin. Sonuçta herkes patron olabilir ama herkes yönetici olamaz. İyi bir yönetici patronu da yönetebilir. Zaten amaçlardan biri de budur aslında. Mutfakta neler olup bittiğini patron değil siz iyi bilirsiniz; mutfağın sahibi odur ama aşçısı da sizsiniz.

Tüm bu yazılanlar kişiden kişiye değişiklik gösterir hatta kişiden kişiye geçersiz de olabilir. Ancak her yerde ve her zaman geçerli birşey vardır; o da örnek bir insan olmak. Sabahları enerjik, güler yüzlü ve tüm içtenliğinizle söylediğiniz bir günaydın bile size çok şey katar.

Yöneticilik yaptığım dönemlerde benim de sorunlarım oldu ama asla işçilerle değil her zaman patronlarla oldu ve hiç bir zaman kaybettiğimi düşünmedim. Yöneticiyseniz güçlü olun gücünüzü işçiye değil patrona karşı kullanın.

Benim zaman zaman aklıma geldiğinde hiç de pişman olmadığım bilakis gurur duyduğum dialoglarım var;

Bir gün harika işler yapmış olmamız göz ardı edilmek suretiyle ekip içindeki çalışma arkadaşlarımın koordinesizliği neticesinde yapılmış bir hata yüzünden patron tarafından sağlamca fırça yerken, söze girdim ve arkadaşlarımı satmak yerine ona; teşekkür edeceğiniz zamanlar susup hata olduğu zaman bunu çok iyi değerlendiriyorsunuz, siz belki iyi bir insansınız ama asla iyi bir patron değilsiniz,  dedim ve istifamı verdim, tabiki kovulacağımı bilmesem istifa da etmezdim o ayrı konu, sonuçta profesyoneliz değil mi!

Bir kaç paragraf önce; Yetkilendirmekle iş olmuyor karşındakine insiyatif vereceksin demiştim. Bir başka örnek:

Yine başka bir patronum tarafından fırça yemekle meşgulken o kadar eleştiriden sonra beklediğim soru gelmişti; Patronum bana “Bu işin sorumlusu sen değil misin?” dedi bende; hayır ben bu işin operatörüyüm, sizin talimatlarınızla hareket ediyorum dedim. Yani birine insiyatif vermediyseniz onu suçlayamazsınız. Tabiki bu diyaloğun sonu istifa ile bitmedi, “tamam madem öyle insiyatif senin bildiğin gibi yap” demesine rağmen o hiç bir zaman bana insiyatif vermedi, çünkü o bir patron ama siz değilsiniz.

Sizde bunun gibi ilginç diyaloglarınızı yorumlar kısmında paylaşabilirsiniz.

Bilgilendirme : Kendi edindiğim tecrübeleri kendi dilimde yazmaya çalıştım. Gördüğüm yanlış davranışları genelleme yaparak yazdım. Konular tartışmaya açıktır ve şahsi fikirlerimden oluşmaktadır.

Mutlu olduğunuz işi yapmanız dileğiyle sevgiyle kalın.

Yorumlar

Yorumlar

ibrahim Ardıç

1980 yılında Türkiye'de doğdu. Şimdilik İngiltere'de yaşıyor. Evli ve bir erkek çocuk babası. İktisat Fakültesi mezunu. Bilgi Teknolojileri Uzmanı. Girişimci, Yazar, Çizer ve Araştırır. Marka yaratma, strateji, istatistik ve iş yönetimi alanlarında uzman. Facebook, Twitter gibi sosyal ağlarda bulunmuyor. Gerek duymuyor!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir